419) MADDİ GÜÇ MANEVİ ETKİ ALTINDA

Konuyu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin oğlunun hikâyesiyle şekillendirelim. Oğlunun içki içtiği hâlde sonradan kırklar meclisine alındığı bazı eserlerde geçiyor. Bu rivayet, zahirde aklı zorlayan bir manzara sunsa da, batında “veli kulun tasarrufuyla kulun korunması” hakikatine işaret eder. Velâyet, sadece kitap bilgisi değil; Allah’ın izniyle kul üzerinde, hâl ve kader noktasında incelikli bir korunma tecellisidir. Bu tür … Devamını oku… 419) MADDİ GÜÇ MANEVİ ETKİ ALTINDA

418) LA İLÂHE İLLÂ ENTE DUASININ SATIR ARASI HAKİKATİ

La (hayır/yoktur), ilahe (tanrılar), illa (sadece), ente (sen varsın, yani tek yönelim alanı sadece sensin, gayrı bir kuvvet ve güç sahibi yoktur.)… subhaneke (kendisinde güç ve kuvvet zanneden her varlıktan beri ve münezzehsin, hem tüm varlıklardaki güç ve kuvveti sen verirsin )… inni kuntu (muhakkak ben bu idrakten bir nebze olsun perdelendiğim için), minezzalimin (zalimlerden … Devamını oku… 418) LA İLÂHE İLLÂ ENTE DUASININ SATIR ARASI HAKİKATİ

417) TÜTSÜ, KOKU VE RUH HÂLİ

Tütsü yakmak sakıncalı mı? Ruhanileri çağırıyor deniliyor. Bir kısmı da sünnet diyor, bu işin hakikati nedir? Soru, aslında tek bir noktada toplanıyor: “Tütsü ve koku, beni nereye uyandırıyor?” Eğer insanı rahmete, huzura, tefekküre ve ibadete uyandırıyorsa, koku bir nimettir. Eğer nefsin arzularını, tensel zevkleri, bedensel tahriki körüklüyorsa, o zaman aynı koku, kişinin önüne haram kapıların … Devamını oku… 417) TÜTSÜ, KOKU VE RUH HÂLİ

416) İNSANIN ZİKRİ NEFSİ İÇİN SADAKA MİSLİDİR

İNSAN, zikri “sadaka” olarak verir. Bu cümlede bilmemiz gereken ana husus, insan sözcüğüdür. Zira burada bizzat insan kelimesi gelmiş ve hakikati ta hakikati muhammediyeye uzanan bir serüvenden bahsedilmiştir. “İnsan” denildiğinde sadece et-kemik bedeni olan bir varlık değil, hakikati Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e uzanan bir sırdan söz ediyoruz. İnsanın zikri sadaka kılması, … Devamını oku… 416) İNSANIN ZİKRİ NEFSİ İÇİN SADAKA MİSLİDİR

415) İNCİR AĞACI VE VAHDET DAVETİ

İncir ağacı çok bereketli bir ağaçtır. “Ocağıma incir ağacı diktim.” yani “Kapısını açık bıraktım.” manasına olmalıdır. İncir ağacı, hem zahirde meyvesiyle hem de batında işaretiyle bereketin sembolüdür. “Ocağıma incir diktim.” sözü, sadece bahçeye bir ağaç dikmek değil; hanenin rızık kapısını rahmet iklimine açmak demektir. Sanki şöyle denmiş olur: “Evimin eşiğini, rahmetin bereketine açık tuttum.” İncirin … Devamını oku… 415) İNCİR AĞACI VE VAHDET DAVETİ

414) SEYR-İ SÜLÛKTA İLHAM VE HAKİKAT TERAZİSİ

Seyr-i sülûk yolunda insana birçok düşünce iner. Bu inen düşüncelerin her biri, doğrudur diyebiliriz. Ama bu düşüncelerin hakikat ilmiyle bağdaşıp bağdaşmadığı ise, genelde meçhuldür. Seyr-i sülûk yolunda yürüyen insanın zihnine ve kalbine inen düşünceler, o an için kendi iç dünyasında bir doğruluk hissi taşır. Ama her doğru görünen düşünce, hakikat ilminin terazisinde aynı ağırlığı vermez. … Devamını oku… 414) SEYR-İ SÜLÛKTA İLHAM VE HAKİKAT TERAZİSİ

413) İMAM ALİ’NİN FERASETİ

Ali, ilmin kapısı olması hasebiyle, sahabeler arasındaki tüm kargaşanın sebebinin ümmet içine gizlenen (ajan/münafık)ların olduğunu biliyordu. Peygamberimizin, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in vefatından sonra ipleri göğüsledi ve imamet işini yaptı. Hz. Ali’nin feraseti, sadece zahirdeki olayları okumak değildi; ümmetin içine sızan nifak damarını ve bunun ileride hangi fitnelere yol açacağını görmesiydi. “İlmin … Devamını oku… 413) İMAM ALİ’NİN FERASETİ

412) SEVEN ZELİL, SEVİLEN NAZ EHLİ

Kim Allah’ı severse zelil olur, kimi Allah severse naz ehli olur. Seven zelil ve hor, sevilen nazlıdır. (İbn Arabi) Bu söz üzerine bira konuşalım… Allah’ı seven kul, kendi gönül âleminde, sevdiği Zât’ın azameti karşısında boynu bükük (zelil: kendini küçük ve aciz görür hâlde) kalır; sevilen kul ise, Rabbinin katında nazlıdır. Seven kul, “Ben O’nu seviyorum.” … Devamını oku… 412) SEVEN ZELİL, SEVİLEN NAZ EHLİ

411) GÖNÜL ZEVKİ

Marifet, kokusunu alıp konuşmak değil, öylece hâl olunup, hâl olan ile gönülden gönle zevki akıtmak. Dil ile de bunun yolunu izah etmek. Yani marifet, sadece kelimenin kokusunu taşıyıp onu süslü cümlelere dökmek değil; bizzat o hakikatin hâline dönüşmektir. Gönülden gönle akan zevk, dille tasvir edilmeden önce hâl ile taşınır. Dil sonra devreye girer; gönülde yaşanan … Devamını oku… 411) GÖNÜL ZEVKİ

410) ESMA ZİKİRLERİNDE LOKAL OKUMA YAPMAK SAKINCALIDIR

Bizim manevi yapımız; eğer ki tümü onarılırsa bizim bedensel ve ruhsal alanda bizi helake ve olumsuzluğa hiçbir sakınca zaten kalmayacaktır. Manevi alanımızı onaran ve bizi bize yeniden veren en büyük çalışma, elbette ki Esma-i Hüsna zikirleridir. İnsanın iç âlemi, Esma-i Hüsna’nın nefesiyle onarıldığında, beden de ruh da kendi mecrasına girer. Çünkü esmalar, sadece dilde tekrar … Devamını oku… 410) ESMA ZİKİRLERİNDE LOKAL OKUMA YAPMAK SAKINCALIDIR